HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Kültür

H.Oğuz Bilgen: “8 mart” gününde bir kentin “deli”sini anmak…

8 Martta işte yine bir kadın…

15 Mart 2019 Saat: 11:06
H.Oğuz Bilgen: “8 mart” gününde bir kentin “deli”sini anmak…
H.Oğuz Bilgen: “8 mart” gününde bir kentin “deli”sini anmak…

Hasan Oğuz Bilgen

Sıradan bir Anadolu kentinin siyah-beyaz günlerinde, şimdilerde adeta normal bir durummuş gibi üzerlerinde pek durulmayan yüzsüzlük-arsızlık içeriğinde olaylar asla yaşanmadığından, o tarihlerdeki bir konu, bir olay ya da bir insan, bir çocuğun belleğinde çok net biçimde canlılığını koruyabilmektedir.

1960’lı yılların sonu, Antik Spilos’un ya da anlaşılır tanımla 1917 rakımlı Spil dağının amansız soğuğunu özellikle emekçi insanların yoksul/çıplak tenlerinde hissettirdiği günlerdir… Her yılın nisan ayında tarihi mesir macunun halka saçıldığı caminin batı yakasındaki Tarzan’nın yetiştirip büyüttüğü büyük dutluk arazinin bir başka adı da ‘Bayram Yeri’dir. Bu kez o dutlukta, çocukların meraklı gözlerle aralarında gezindiği salıncakların, atlıkarıncaların ve sihirbaz/canbaz çadırlarının yerine, sisli, puslu, ıslak akşamlarında bol dumanlı ürkek ateşlerin aydınlattığı, alçak, korunmasız ve mağrur branda çadırlar kurulur. 

İlk bakışta mutlu/mesut görünümlü kent küçüktür;  telden tele atlayan, Karaköy’ün, Malta ve Dış Mahalle sokaklarının emekçi hanelerini dolaşan ayaklı gazete haberleri revaçtadır:  

Bu sakin kentin “baldırı çıplak çöpçüleri”, “kırlılar” işlerini güçlerini bırakmış, kentin muktedirlerine ve dahi pek “mümtaz” yetkililerine kazan kaldırmışlar, itiraza, inkara durmuşlardır. Kibirli, zengin beyefendiler,  süslü hanımefendiler, grevci çadırlarının uzağından ve yakınından, kibarlıkları gereği burunlarını tıkayarak, elleriyle gözlerini siper ederek geçerler. Dağın yamacındaki mahallelerin araç girmeyen sokaklarında eşek yüküyle onca çöpü toplayan, böylece insanları salgın hastalıklardan koruyanlar, onların gözünde ‘ol hizmetliler’ yani “amele takımı, haddini aşmakta”, işin kötüsü de “ateşle oynamaktadırlar”! 

Kıyıda köşede kalmışların yaşadığı semtlerin sokaklarında ise, branda çadırlara bakış elbette farklıdır. “Adamlar haklıdır... İnsanlar durduk yerde, Spil’in bu ayazında ortalık yerde, bağdaş kurup ateş yakmaz!”

Yine de, bu Karaköy’ün, Malta’nın, Dış Mahalle’nin yoksul işçi/memur evlerinde, bir “fenalık olmasın” mealinde, çocuklara ‘gitmeyin, karışmayın’ öğütlerinde bulunulur.

Sultan Cami imamı kendi kavlince, daha ilk cuma namazında “şeytan azapta gerek” buyurur… Durum, evlerine ekmek götürmekten başka hiçbir derdi/amacı olmayan temizlik işçileri için bu denli kötü değildir elbette. Tarih, tabi ki ezilenlerin tarihi ve toplumsal olaylar, -yaşadığımız günlerde de acilen yapmamız gereken- dayanışmacı ve bölüşümcü edimlere, eylemlere tanıktır:

İnsanların çoğunlukla pek sokulmadığı, yakınından geçmemeye çalıştığı grevci işçi çadırlarının, ikirciksiz, gözü pek, hesapsız kitapsız iki müdavimi vardı: Kentin delisi “Deli Bayram” ve onun yol/yazgı arkadaşı “Elif Kadın”… Deli Bayram her daim ipe sapa gelmez, iflah olmaz bir insandır kentte. Etliye sütlüye karışmaz… Zararsızdır. Gün boyu yolları arşınlar deli divane… Hal böyle olunca onun, söz konusu “çöpçü grevine” kayda değer bir katkı verdiği söylenemez.  Delinin mektubunu okumak, meramını anlamak zordur;  o, grevcilere sıklıkla, nereden aldığı bilinmeyen ıslak pöstekiler getirir bırakır. “Üşümeyin” der, “bunlara sarılın, olmadı birbirinize…” Bayram’dır;  bu kadardır oradaki olaya ilgisi!

Ne var ki “Elif” adı anılınca durum öyle olmaz, olmayacaktır. Sonuçta Elif bir kadın, bir “pasaklı kontes”tir.  O, farklı bir şey yapar;  hemen her gün tahta parçaları, kuru ağaç dalları getirir… Tek amacı yakılan ateşin sönmemesi, daha da büyütülmesidir. Dökülen üstüne başına, onca kirine pasına karşın anaçtır, koruyan kollayandır. Sahiplenendir. Her şey bir yana kadındır. Dur durak bilmez, yoldan belden çalı çırpı, atılmış ekmekleri toplar... Olmadık yerleri süpürür.  Sokağı kirletene, kırıp dökene, sövüp sayana kızar.

Bir kezinde, oraya hasbelkader uğrayan ve kentin tek külüstür polis cibinin önüne geçer, sözüm ona grevcilere koruyuculuk yapmaktadır. Polis memuru Tavil Amca (Tavil Sinemce) babacan, pos bıyık altı güler;  Elif’in sırtını patiler… Ne ki, 1960 sonlarında, insanlarının ‘grev nedir’ bilmediği bir uzak kentin üretimden gelen gücene bir insan, kentin delisi Elif de olsa omuz vermiş, el vermiştir artık. Haklı olan yenilmezdir. Atlanmaması, yadsınmaması ve de unutulmaması gereken gerçeklik ise, o çadırların yoksul brandasına ve dahi içlerinde birbirlerine sokulmuş titreşenlerine, akıl sağlığı yerinde olmasa da, vicdan sağlığı yerli yerinde olan bir kadının elinin değmesidir.

Çocuğun,  bir takım insanların deyimiyle  “o tekinsiz çadırların hikayesi ve akıbeti” ile ilgili bildiği ve bileceği bundan ibarettir.

.   .   .

Yıl 2019, martın sekizinci günü… Yer, bir Bornova-Doğanlar gecekondusu… Şantiye yorgunu demirci Arif usta harlı sobanın karşısında, uzatmış ayaklarını yatıyor.  Eşi fakirhanenin yoksul sofrasını kurma telaşında… Hangi anlama gelen, ne menem bir buluşmadır bilinmez, onun da adı Elif…

O, akşamın bilinen mutfak telaşındayken, bir çırpıda çocukluğumun o unutulmaz renkli fotoğrafı “çöpçü grevi”ni anlatıveriyorum.  Kuru fasulye tenceresini masaya bırakırken hareketleri ağırlaşıyor, muhtemelen gözleri de dolmuştur. Oldum olası, bildim bilesi duygusaldır.  Böylesi anlarda size bakamaz, bakmaz.  Arif usta, tahta divanda horlamaktadır.

.   .   .

2019 martı itibari ile Flormar işçileri, işçi kadınları hız kesmeden ve aman dilemeden ısrarla, dediğim dedik, ekmeğim ekmek demeyi sürdürüyor. Piyasacı ortamda birçok kozmetik ürününün bırakın güzelleştirmeyi tehlike saçtığı tespiti yapılmışken, dünyayı ancak emeğin ve kadın elinin güzelleştireceğinde ısrarcı Flormar’ın Elif’leri.

.   .   .

2019 martı itibari ile kadınlar ürettikleriyle, itirazlarıyla her yerde… Komşu İran’da öğretmenlerin grevi haftasını dolduruyor.  Çıkan fotoğrafta her nedense hep kadın öğretmenler görülüyor.  Parasız, adil, karma eğitim verilmesini, maaşlar arasındaki uçurumun giderilmesini,  eğitim/öğretim paylarının arttırılmasını,  özlük haklarının tanınmasını, sendikal çalışmanın engellenmemesini ve tutuklu bulunan eğitimcilerin salınmasını istiyorlar.  Çok tuhaf, tam da burada “Türkiye İran Olmayacak” sloganı çok ironik kaçıyor… Hani, İranlı eğitimciler bu sloganı kendilerine göre uyarlasalar hiç de haksız olmayacaklar.

.   .   .

Yoksulluk, işsizlik, hırsızlık, güvencesizlik, iş cinayetleri günbegün artarken, yalan ve talan otobüsü yüz yirmi kilometre hızla,  yolun sonundaki beton duvara doğru uçuyor… Hazır, söz yüz yirmi rakamına gelmişken;  Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi milletvekili Leyla Güven’in sürdürdüğü açlık grevi 8 Martta yüz yirmi günün geride bırakacak. Talep edilen, uğruna ölüme yatılan isteğin, bu “güçlü”, “diz çökmez”, “tarımsal üretimde Avrupa birincisi olan” bir ülkede gerçekleşmesi, gerçekleştirilmesi çok mu zor:  “Tecridin kaldırılması ve cezaevi koşullarının iyileştirilmesi"dir, çok küçük ve önemsiz bir şey olarak istenen. 

.  .   .

8 Martta işte yine bir kadın… Boyun eğmeyi, susmayı onursuzluk olarak kabul eden barış imzacısı akademisyenlerden Füsun Üstel…  Hakkında verilen hapis cezasının İstinaf mahkemesince onaylanmasına, vardık, varız, var olacağız dercesine gülüyor. Gazete fotoğrafında elinde mikrofon, asla terk etmediği gülümseyen, güleç yüzüyle yine fincancı katırlarını ürkütecek türden, -tabi ki- yine bilinenin yinelendiği bildik konuşmalarından birini yapıyor.

.   .  .

2019 yılının mart ayında, ‘Kadın Yönetmenler Haftası’ ve  ‘8 Mart’ dolayısı ile, kadın sinemacılar,  kadın yönetmenler İzmir’in konuğu… Belgesel, uzun ve kısa metraj film gösterimleri, pek çok panel, söyleşi ve atölye çalışmaları ile vahşi kapitalizmin erkek egemen sinema düzenine “yağma yok, biz de varız” diyorlar.

.   .   .

Elif kadın fakirhanede tabakları masaya yayarken, şantiye yorgunu demirci Arif usta derin uykularda, “martın sonunun bahar” olmadığı, karmaşık, anlaşılması ve sonuca bağlanması zor rüyalar görüyor.

Hasan Oğuz Bilgen, 08.03.2019, Yeni Bağarası-Ekşisu     

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Özgür Gelecek muhabirleri, ‘örgüt propogandası’ iddiasıyla gözaltına alındı!

Özgür Gelecek muhabirleri, ‘örgüt propogandası’ iddiasıyla gözaltına alındı!

 

Net Haber Ajansı Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Depolama Taşıma iletme sistemi Merdiven Tırmanma Cihazı Engelli merdiven tırmanıcı Uluslararası evden eve nakliyat Adaklık