Güncel

Kendimi hatırlamak kendimi hatırlatmaktan iyi gelir bana...

Ne zaman bir kapı açılsa veya bir kapı üstüme kapansa, unutulduğumu zannedip kendimi hatırlamaya çalışırım. Kendimi hatırlamak kendimi hatırlatmaktan iyi gelir bana...

21 Mayıs 2018 Saat: 03:07
Kendimi hatırlamak kendimi hatırlatmaktan iyi gelir bana...
Kendimi hatırlamak kendimi hatırlatmaktan iyi gelir bana...
"(...) İçimden dışıma yeni çıktığım zamanlardı...
"Anlat... Bize orayı gezdir" dediklerinde ilk aklıma gelen içime kaçmak oldu. Ne var ki, yaşadığım mekânların sırlarını, bedenimi örttüğüm yaşı bilinmeyen bilgileri kandırıp ayağa kaldırmalıydım. Aradığım yerde kendimi bulamadığım zamanlar sanki geride kalmıştı. Dilimden içime sürgün ettiğim sözcükler ve anlamlar uzun zamandır dönüş hazırlığı yapıyordu. Böyle bir zamandı... (…)
Kapıları sevip sevmediğimi bilemiyorum ama inanıyorum onlara. Ne zaman bir kapı açılsa veya bir kapı üstüme kapansa, unutulduğumu zannedip kendimi hatırlamaya çalışırım. Kendimi hatırlamak kendimi hatırlatmaktan iyi gelir bana... 

O gün, bu düşüncelerle yürüdüm şehri baştanbaşa... Tarihi Hapishane’nin Cümle Kapısı'na geldiğimizde, kendimi bir kez daha tarttım; içimdeki kapıların, kilitlerin, anahtarların sağlamasını yaptım. Kendimi daha iyi anlamam için anlatmam gerektiğini biliyordum. Bu mekânlarda geçen ömrümün “yasını tutmak”, olay mahalline dönüp hikâyeyi yeniden kurmak gerektiğini de dil yordamıyla biliyordum. Yine de kararsızdım. Cümle Kapısı’ndan içeri girmeden önce dilimin ve kalbimin yerini yeniden işaretledim. Onlar, sabırsızlıkla içeri girip sihri ve şiiri kaçmış “siyasi bir dille” anlatacaklarımı bekliyordu. Ama ben dilime sormadan kalbimle kabul etmiştim anlatmak istediğimi. Vaktin geldiği doğruydu. Dilimin çözülme vaktiydi. İçimin kuyusunda belleğimin çekmecelerindeki yıllarca demlenmiş sözcüklerin ve anlamların dışarı çıkması gerekiyordu. Anlatmamı isteyenler vardı, oradaydılar ama kimdi anlatmama karar veren?

Her anlatıcının bazı sözcükleri kambur bazı cümleleri cücedir. Çocukluğumdan bilirdim. Dinleyen düzeltirdi kamburu, boyunu uzatıp eşitlerdi anlamların. Bazen de anlatırken şekli bozulurdu cümlelerin. Bunu bile isteye yapardı sanki. Dışımdan korkar, içimden sevinirdim. Dilimi bir masalcıya çırak vermem daha o zamanlara rastlar...

İnsan dışına neyi anlatacağını içine bakınca anlardı. Baktım. Baş aşağı içime sarkıp baktım. O zindanda, “mahsus mahal”de kaç kere baş aşağı durmuştum. Bir zamanlar zindanda bıraktığım beni bekleyen kederli kelimelere ne söyleyecektim.

İşte orada, gelip konmuştu içeri ile dışarı arasındaki eşiğin üstüne. Ölü ele geçirilmiş bir pankarttan sağ kalan kahrolsun yazılı gözbağıyla gözleri kapatılmış sözleri açık bırakılmıştı. Gözü bağlanan sözünü de bağlarsa vay gelecekti haline. Kilitler tüm kapılarını dilinin derin ve uzun susardı eskiden... Şimdi başka bir zamanda ve mekândaydı. Kol demirli, yüz yıllık bir kapıdan ibaret, imgesi ile gerçeği çakışmış “Kapıaltı” yüz metre ilerdeydi. Şimdi geç ile kal, sus ile konuş ikileminin eşiğinde bunlar üşüşüyordu aklına. 

O gün, kendimi hatırladığım günlerden biriydi. Gençler, “Bize hapishaneyi gezdir”, dediklerinde kendimi anahtardan çok kapı zannetmem belki de bundandı.”

(yaralama defteri/ “unutma lekesi” hikayesinden bir bölüm)
Görüntünün olası içeriği: Sezai Sarıoğlu, iç mekan

Fotoğraf: Tolga Yenice

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Net Haber Ajansı Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız