HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Güncel

O bizim Veysel...

Ertesi gün, geceleyin; hücresinin kapısı açıldığında uzandığı yerden doğruldu. Cezaevi müdürü başında durmuş kendisine bakıyordu. Gözleri kin ve intikam doluydu. Hiçbir şey demeden tekmelerle vurmaya başladı...

11 Haziran 2019 Saat: 00:45
O bizim Veysel...
O bizim Veysel...

KERİM EREN

O bizim Veysel...
Ertesi gün, geceleyin; hücresinin kapısı açıldığında uzandığı yerden doğruldu. Cezaevi müdürü başında durmuş kendisine bakıyordu. Gözleri kin ve intikam doluydu. Hiçbir şey demeden tekmelerle vurmaya başladı. Cezaevi sessizdi. Ve Veysel o sessizliği bozdu: 
Kahrolsun faşizm!
İşkenceler bizi yıldıramaz!
Cezaevi Veysel’in gür sesiyle daha bir sessizliğe gömüldü. Sloganlar, hücrenin dar koridorunu geçerek cezaevinin diğer bölümlerinde yaşayan 600 tutsağa kadar uzandı. 
Veysel’in hücrede geçen cezaevi yaşamı, beş ay boyunca böyle devam etti. Yüzbaşı geceleri gelip ona işkence yapmayı bir alışkanlık haline getirmişti. Altı yüz kişilik bir tutsak kitlesi içinde Veysel tek başınaydı. Diğer tutsakların içinde bulundukları kötü psikoloji, Veysel’in direnişini hiç etkilemiyordu. Tavrında hiç geri adım atmadı.
Cezaevinde kötü bir ortam, tutsaklar açısından kötü bir teslimiyet vardı. Geceleri işkence görürken slogan atan Veysel, gündüzleri mazgalını sessizce açan askerlere türküler söylüyordu. 
İdama götürülürken hücrelerin önünden geçerken fısıltıyla sorular sorup ne yapabiliriz diye soranlara:

“Sizin hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Ben gerekeni söylerim. Ne yapacaksınız siz; yapılacak bir şey yok… Siz hiç sesinizi çıkarmayın…”dedi 
“Sen ne yapacaksın?” 
“Ben gerekeni haykırırım!..
Sonra sehpaya çıkarken gür sesiyle haykırdı, ‘Ölüm hoş geldi, safa geldi’…

“…Veysel infaz bahçesine getirildiğinde başı dimdikti. Üzerinde sivil giysileri vardı bir de ayaklarında ayakkabıları yoktu yalınayaktı. Kendisinde son isteği sorulduğunda ‘ Benim sizlerden bir isteğim olamaz! ‘ dedi. Darağacına yürü denmesine fırsat bırakmadan, başını önüne eğmeden en küçük bir tereddüt göstermeden yürüdü. Sehpaya çıktı. Cellat ipi boynuna geçirmeye hazırlandığında ‘sehpaya kimse dokunmasın!’ diye uyardı. Ardından öyle bir bağırdı ki, yer gök inledi. Ne dediğini anlayamadık bile. Slogan bitince cellâda ipi boynuma geçir dercesine baktı. Boğazına ilmek geçirildi. Cellât, Veysel’in isteğine uyarak sehpadan uzaklaştı. Kanımız donmuş gibi pür dikkat onu izliyorduk. Üzerine bastığı sehpaya ayağıyla vurdu. İnfazını kendisi gerçekleştirdi.” 
İdam sehpasına çıkarken Che’nin ‘Ölüm hoş geldi, safa geldi’ dizelerini bağıra bağıra okuyordu. O ölüme giderken beş aylık cezaevi yaşantısında olduğu gibi yanında inancı dışında avukatı dahil hiç kimse yoktu. Ona yabancı olmayan tek şey kendi sesiydi. Ayağının altındaki sandalyeyi, slogan atarak kendisi itti.
Son mektubunun sonuna eklediği dörtlük aslında Veysel'i anlatır:

Mezarımı yol kenarına kazın
Üzerine devrim şehidi yazın
Başına yumruklu yıldız kazın
Gidiyorum ölümsüzlüğe hoşça kalın…

Sizin Veysel

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, çizim

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Albert Einstein sosyalizme neden ihtiyacımız olduğunu anlatıyor

Albert Einstein sosyalizme neden ihtiyacımız olduğunu anlatıyor

 

Net Haber Ajansı Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Depolama Taşıma iletme sistemi Merdiven Tırmanma Cihazı Engelli merdiven tırmanıcı Uluslararası evden eve nakliyat Adaklık