Güncel

Yoleri: “insanlık çocuklara elindekinin en iyisini vermekle yükümlüdür"

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu tarafından Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle bir açıklama yaptı.

21 Kasım 2018 Saat: 11:59
Yoleri: “insanlık çocuklara elindekinin en iyisini vermekle yükümlüdür"
Yoleri: “insanlık çocuklara elindekinin en iyisini vermekle yükümlüdür"

İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri tarafından yalpan açıklamada şu görüşlere yer verildi:

Bugün; Birleşmiş Milletler tarafından 20 Kasım 1989’da; Çocuk haklarının ‘’Magna Carta’’sı olarak nitelendirilen Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin kabulünün 29. yılını geride bırakıyoruz.

Tüm çocuklar için son derece önemli olan bu belgenin kabulünün yıldönümü olması sebebiyle 20 Kasım, dünya ölçeğinde çocuk hakları ve bu haklara ulaşamayan çocuklar hakkında farkındalık yaratmak amacıyla ‘’Dünya Çocuk Hakları Günü’’ olarak kabul edilmektedir.

Biliyoruz ki, her bir çocuğun biricik ve gelişiminin özel bir döneminde olması, yetişkinlere oranla çevresinde olan bitenlerden en çok etkilenmesi, onu doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren kararlara katılımda engellerle karşılaşması, hak ihlallerine açık ve ihlallerin hedefi haline gelmesi, hak arama mekanizmalarına erişiminin kısıtlı olması gibi pek çok nedenden dolayı, çocukların insan hakları daha özel ve özenli ele alınması gereken bir alandır.

Çocuk haklarının özel ve özenli ele alınmasını sağlamak amacıyla oluşturulan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 193 ülke tarafından onaylanması ile taraf ülke sayısının en yüksek olduğu sözleşme özelliğini taşımaktadır. Bu durum, dünya ülkelerinin en çok ortaklaştığı konunun çocuk hakları olduğunu göstermesi açısından umut vericidir.

Çocuk hakları temelli 39 adet uluslararası sözleşme ve protokole daha imza atarak taraf olan Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesini 1990 yılında imzalamış, ancak 1995 yılında;  ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17., 29., ve 30. maddelerine ‘’çekince’’ koyarak yürürlüğe koymuştur. Bu çekinceleri koyarken çocuğun yararı değil devletin ideolojisi ve güvenlik politikaları öncelenmiştir. Örneğin ‘’çocuğun kendi anadilinde eğitim görme hakkı’’ Lozan anlaşması, siyasi konjonktür ve devletin öncelikli güvenlik politikaları gerekçe gösterilerek ötelenmiş ve sınırlandırılmıştır.

Bu bağlamda Türkiye’nin Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyarken belirttiği ve koşulları uluslararası hukuka uygun hale getirme taahhüdü gereğince bu çekinceleri kaldırarak; hiçbir çocuğun ayırımcılığa uğramaması, gelişiminin desteklenmesi ve her çocuğun yüksek yararının gözetilmesi için gereken önlemleri alması gerekmektedir. 

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni önemli kılan unsur; çocukları sadece korunması ve eğitilmesi gereken, yetersiz, zayıf ve güçsüz varlıklar olarak değil; fikirleri, hak ve özgürlükleri, bedenleri ve gelecekleri üzerinde inisiyatifi olan bireyler ve özneler olarak tanımlamış olmasıdır.

Sözleşme: Ayrım gözetmeme (Madde 2), Çocuğun yüksek yararı (Madde 3), Yaşama ve gelişme hakkı (Madde 6), Katılım hakkı (Madde 12) olmak üzere 4 temel hak üzerine inşa edilmiştir

Peki, kabulünün 29. yılında bu unsurlar ışığında sözleşmenin bütünü imzacı devletler tarafından ne kadar benimsenmiş ve yasal dayanaklarına oturtulmuştur?

Üzgünüz ki bu 20 Kasım’da da devletlerin çocuk hakları karnesinin sözleşmeye uygun ve çocuklar için kutlanabilir olduğunu söylemek mümkün değil.

Öyle ki, Ayrım gözetmeme (Madde 2), Çocuğun yüksek yararı (Madde 3), Yaşama ve gelişme hakkı (Madde 6), Katılım hakkı (Madde 12) olmak üzere 4 temel ilkeyi benimseme ve Türkiye’deki tüm çocukların insan haklarına saygı duyulması, korunması ve gerçekleştirilmesini sağlama sorumluluğunu yerine getirme konusunda Türkiye’nin karnesi oldukça zayıftır.

Türkiye’de çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda efektif, kapsayıcı ve hak temelli bir çocuk politikası, çocuklarla ilgili riskleri önceden tespit edecek ve hak ihlallerini önleyecek koruyucu mekanizmalar ve politikalar; bütünlüklü bir ‘’Çocuk Hakları Temel Yasası’’ oluşturulamamıştır.

İktidar ve politikacıların günlük ve/veya uzun vadeli politik ihtiyaç ve ideolojilerine göre projeleştirilen çocuklar  bir yandan; ‘’ait’’ oldukları ‘’kutsal aile’’ler tarafından da zaman zaman narsisizme varan hislerin tatmin aracı, öte yandan;  militarist iktidar anlayışının aileden başlayarak yeniden üretilmesi ve  bir tezahürü olarak; kendisine söz hakkı tanınmadan alınmış kararların uygulayıcısı, mağduru ve nesnesi olmak zorunda bırakılmaktadır.

Çocuğun insan haklarının devlet, toplum ve aile tarafından benimsenmediğinin açık kanıtı olan uygulamalar ne yazık ki birçok alanda kendini göstermektedir.

Örneğin ‘’Andımız’’ metninin 2013 yılında barış ve çözüm sürecinde atılan demokratikleşme adımlarından biri olarak kaldırılması kararını iptal eden Danıştay’ın bu son kararı; Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ‘’Çocuğun düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim hakkı, azınlıklar ya da yerli halklara mensup çocukların haklarını’’ top yekun ihlal etmektedir. Türkiye’de etnik olarak Türk olmayan başka etnisitelere mensup milyonlarca çocuğa her gün bu metinle “Türk”lüğü benimsetmek ve kutsamak pedagojik açıdan yaratacağı problemler yanında, çocukların kendi varlıklarını “Türk varlığına” armağan etmeleri şeklindeki söylemle  militarizmi kutsayan bir yaklaşım  desteklenmektedir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi ayrımcılığı yasaklar ve çocuğun üstün yararı ilkesini benimser. Çocuklara ayrımcılık yapılması ve militarizmin benimsetilmesi yasaktır. Bu yasak Türkiye’nin tarafı olduğu temel insan hakları sözleşmelerinin tamamında vardır.

Çocuklar yaşamın her alanında hak ihlallerine maruz bırakılmaktadır.

Kendi söz hakkı olmayan ama bakım verme ve büyütme görevini üstlenmesi beklenen ‘’annelik’’e zorlanan çocuklar.

2017 yılı genelinde ve 2018 yılının ilk 6 ayı içerisinde, yani toplamda 18 aylık bir süre zarfında 21.957 çocuk gebe sayısının kayıtlara geçirilmiş olduğu görülüyor.[1]

Hak temelli, ayrıştırılmış, kapsayıcı verilere ulaşılamamasının yanı sıra ihlal bildiriminde bulunan meslek elemanlarının görevden alınması veya başka bir yerde görevlendirilerek cezalandırılmaları ise ihlalin önlenmesini engellemekle kalmıyor cezasızlık kültürünün de artmasına neden oluyor. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nde çocuk gebeliği ile ilgili bildirim yapan sosyal hizmet uzmanının görevinden uzaklaştırılması bu gerçeğin çarpıcı bir örneğidir...

İrrasyonel bir ‘’masumiyet’’ atfettiğimiz ancak adalet sistemi içine girdiğinde ‘’toplumu korumak’’ için hapsettiğimiz çocuklar

Nusaybin’de sokağa çıkma yasakları sırasında tutuklandıktan sonra 76’şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan 17 çocuğun davanın 5. duruşmasında da tahliye edilmemiş olması sözleşmenin “18 yaşının altında özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması” ilkesini 37. , 38., 39. ve 40. Maddelerine aykırıdır…

Taş attığında ‘’örgüt üyesi’’ olmakla suçlanan ama savaşın tüm yükünü çekmek zorunda bırakılan, savaş sırası ve sonrasında çatışmaların direkt/dolaylı etkisi ve çatışma atıkları ile ölen/öldürülen çocuklar…

Sınırların, sınıfların, savaşların oluşmasında hiçbir sorumluluğu olmadığı halde mülteci botlarında boğularak ölen ve sadece cansız bedeni kıyıya vurduğunda hatırlanan çocuklar…

Yaşamaları mucize olan mülteci çocukların eğitim gibi temel haklara erişimi ise hep ikincil planda kalmaktadır.Nitekim;  İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de toplam 1 milyon 703 bin 665 çocuk mülteci bulunuyor. Çoğu Suriyeli olan 1.7 milyon çocuktan 2018-2019 öğrenim yılı başlangıcında okula kayıtlı olan 616 bin çocuğa karşı, yaklaşık 430 bin çocuk hala okul dışındadır.

Tüm belirlenmişliklere ve önsüz sonsuz kabul edilen kuralları dayatmamıza rağmen bir ülkenin geleceğini, kalkınmasını, ilerlemesini sırtına yüklediğimiz ama bilimsel, evrensel ve özgür bir eğitim yerine vakıf, tarikat ve derneklerin hatta tekelden MEB in gerici, tek yönlü, sekilerlikten uzak eğitim sistemine mahkum ettiğimiz çocuklar …

Hiçbir söz hakkı tanımadan , ‘’hayır’’ deme tercihini bilmeden büyütülen ama istismardan ‘’hayır’’ diyerek ya da ‘’çığlık atarak’’ korunmasını beklediğimiz ve bunun sorumluluğunu da üzerine yüklediğimiz çocuklar…

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2014-2017 yılları arasında 7466’sı oğlan, 51818’i kız, toplam 59284 çocuğun cinsel istismara uğradığı belirtiliyor. Cinsel istismara uğrayan kız çocukları içinde 15-17 yaş arası kız çocuklar, tüm yaş grupları arasında %59,18 ile en büyük kesim.

İLO’ya göre 6 ile 14 yaşlar arasında 292 bin, 6 ile 17 yaşlar dikkate alındığında ise 893,000 olmak üzere 18 yaşın altında 1.185 bin çocuğun çalışma yaşamında yer aldığı tahmin ediliyor.

Ayrıca “Ocak-Ekim 2018 arasında 61 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği” yakıcı gerçeği sözleşmenin 32. maddesine uygun düzenlemelerin yapılarak hayata geçirilmediğinin göstergesidir.

Hatırlatırız ki “insanlık çocuklara elindekinin en iyisini vermekle yükümlüdür.”[2]

Türkiye, taraf olduğu Çocuk Haklarına dair Sözleşmenin ilkelerini gözetmeli ve her çocuğun insan haklarına saygı duyulması, korunması ve gerçekleştirilmesini sağlama sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Bu çerçevede;

Çocukların tutuklanması önlenmeli, çocuk hapishaneleri kapatılmalı,

Çocukların eğitim , sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimi önündeki her tür eşitsizlik ve engel kaldırılmalı ve anadilde eğitim hakkı sağlanmalı,

Çocukların çalıştırılmasını önleyici tedbirler alınmalı, çocuk yoksulluğu önlenmeli,

Mülteci ve zorla yerinden edilerek iç göçe maruz bırakılan çocuklar, ayrım gözetilmeksizin tüm haklardan eşit yararlanmalı,

Çocukları istismardan koruyacak önlemler alınmalı ve koruyucu mekanizmalar ihtiyaca cevap verecek seviyeye getirlmeli,

Erken yaşta evlenmeye zorlanmaları engellenmeli ve  zorlayanlar hakkında yasal takibat yapılmalı,

Bakıma ihtiyacı olan çocuklar için uluslar arası standartalara uygun yaşam merkezleri oluşturulmalı,

Mevzuattaki eksik ve yanlış yasal düzenlemeler sorunu giderilmeli,

Sorunun büyüklüğü, önemi  ve acil müdahale gerektiren bir alan olması gözetilerek Çocuk Bakanlığı kurulmalıdır.

Umutla, inatla, ısrarla herkesi yüzünü, aklını ve yüreğini çocuklara dönmeye davet ediyoruz.

[1] Geçtiğimiz günlerde CHP milletvekili Dr.Ali Şeker’in başvurusuna devletin resmi kurumu CİMER’in verdiği yanıt

 [2]Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, 1924

YORUMLAR

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Net Haber Ajansı Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız